Ülke :
Bölge :

Anket

Sitemizi ve Konularını Nasıl Buluyorsunuz?
 

Site Seçenekleri

Allah'ı Zikretmenin Mükâfâtı

...Dünkü okuyuşunda:Ahzab: 42-41(Yâ eyyühellezîne âmenüzkürullàhe zikran kesîrâ.) diye okudu. "Ey iman edenler! Allah'ı çok zikir ile zikreyleyiniz, çok fazla zikir ile zikrediniz. (Ve sebbihhu bükraten ve esîlâ.) sabahleyin, akşamleyin Allah'ı tesbih eyleyiniz, onu tesbih eyleyiniz."

 Bugünkünde de:Bakara:152 (Fezkürûnî ezkürküm veşkürûlî ve lâ tekfurûn) Bu ayet-i kerime, daha öncesindeki ayet-i kerimeye fe ile bağlıdır aslında. Yâni Cenâb-ı Hak fazl-u kereminden, alemlere rahmet olarak peygamber göndermiş. Peygamber Efendimiz'in sıfatlarından birisi de Rahmetullah'tır, Allah'ın rahmetidir. Rahmeten lil-àlemîn'dir, âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir. "Ben size böyle cennet yolunu gösteren, bilmediğiniz mânevî bilgileri öğreten bir peygamber gönderdiğim gibi; (fezkürûnî) binâen aleyh siz de beni zikrediniz. Öyle yaparsanız, (fezkürküm) ben de sizi zikrederim. (Veşkürû lî) Bana şükrediniz, (ve lâ tekfurûn) küfrân-ı nîmette bulunmayınız." ayet-i kerimesini ve devamını okudu.

Allah'ı zikretmek çok önemli bir ibadettir ve bu zikrullah sözü çok geniş kapsamlıdır. Yâni anlamının kapladığı alan çok geniş olan bir sözdür. Bir kere, ilk hatırımıza gelen, "Allah Allah..." demek, "Lâ ilâhe illallàh, lâ ilâhe illallàh..." demek, "Subhànallah, Allah-u ekber..." demek, salât ü selâm getirmek, "Hasbünallàh" demek... Bunlar zikrullahtır, tamam. Mübarek kelimeleri, esmâ-i hüsnâyı zikretmek, dinin ana inançlarını kısa kelimelerle özlü olarak ifade eden sözleri söylemek zikirdir. "Lâ ilâhe illallah, Hasbünallah, Allàhu ekber, Sübhànallah, Elhamdü lillâh, Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh..." veya "Yâ Lâtîf, yâ Hak, yâ Mevlâ, yâ Rabb!.." gibi şeyler. Bir zikir budur.

Başka?.. Kur'an-ı Kerim zikirdir. Zâten Kur'an-ı Kerim'in çeşitli isimleri var, isimlerinden bir tanesi de zikirdir.

Hicr: 9 (İnnâ nahnü nezzelnez-zikra ve innâ lehû lehàfizin.) [Zikri (Kur'an'ı) kesinlikle biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız.] Demek ki insan Kur'an okuduğu zaman zikretmiş oluyor. Tavsiye ederiz, burada bulunmanız, ikàmetiniz esnâsında Harem-i Şerif'te inşaallah Kur'an'ı çok okuyun ve mümkünse, tamamlayabilirseniz bir hatim tamamlayın! Çünkü Kur'an okumak da zikirdir, hem de en güzel zikir yolundan birisidir. Aynı zamanda bilgilenmiş de oluyor insan. Dininin inceliklerini öğrenmiş oluyor.

Namaz kılmak da zikirdir. Namazın da bir adı o bakımdan zikir diye geçiyor.

Ankebut: 45 (Ve lezikrullàhi ekber) [Allah'ı anmak, elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür.] Ayet-i kerimesinde kasdedilen namazdır. Çünkü hem söz olarak Subhànallàh, Allàhu ekber, Lâ ilâhe illallah sözleri geçiyor namazda, hem Kur'an geçiyor. Binâen aleyh, iç içe zikirler var. Yâni böyle sakal-ı şerifin çeşitli örtülere sarıldığı gibi, zikir içinde zikir, zikir içinde zikir var.

Ulûm-u dîniyye zikirdir. Yâni insanın dinini öğretmek için konuşulan bütün sözler zikirdir. İsterse içinde Allah sözü, Rasûlüllah sözü geçmesin. Meselâ miras hukuku: Vefat ettiği zaman, annesinden kız ne kadar miras alacak, oğlan ne kadar miras alacak, koca ne kadar miras alacak?.. Bu bir hesap meselesi. Bir de maddiyat meselesi, para, malın, paranın, emlâkin bölünmesi meselesi. Tamam, bunun öğretilmesi. İlm-i ferâiz deniliyor buna. O da zikirdir. İçinde isterse o esnâda "Lâ ilâhe illallah", "Allah" veya "Rasûlüllah" sözü geçmesin... Konuşulan sözün o fıkrasında o sözcükler geçmese bile, gene zikirdir. Çünkü sonuç itibariyle Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin emirleri öğreniliyor. Buyruğu neymiş, yasakları neymiş; o öğreniliyor. Dinî ilimlerin hepsi, onlarla meşgul olmak zikirdir. Bir insan otursa hocasıyla, sabah namazından sonra öğlene kadar okusa, ferâiz ilmini okusa, o kadar vaktini zikirle geçirmiş olur.

Binâen aleyh, ilim öğrenmeye de çok dikkat edin! Hele gençken insanın öğrendiği bilgiler, hatırında çok iyi kalıyor. Çocukların gençlik çağı geçmeden, onlara ilim öğretin! Ne kadar çok öğretirseniz, ne kadar tatlı bir şeklide meşgul ederseniz, o kadar iyi olur. Tatlı bir şekilde diyorum, yâni tatsız tarzda olmasın, kabak tadı vermesin, tadı kaçmasın, tatlı bir şekilde sevdirerek demek istiyorum. İlimle uğraşmak zikirdir.

Bir de zikir konusunda benim size ikaz olarak söyleyeceğim işin en mühim tarafı: Bir insan eğer Allah'a itaat ediyor ise, mutî ise, Allah'ın istediği, emrettiği tarzda işlerini yapıyorsa, o anda Allah'ı zikrediyor demektir. Çünkü o anda Allah'ın rızası doğrultusunda bulunuyor. Allah'ı zikrediyor demektir. Eğer tesbih çekmesi, dilinden o sözlerin geçmesi, öteki zikirlerin geçmesi az bile olsa, Allah'ı zikrediyor demektir; bir.

Eğer Allah'a isyan yolundaysa, rızasına aykırı işler yapmakla meşgulse... Diyelim ki kahvehanede birileri kumar oynuyor. O da sandalyeyi çekmiş, kumar oynayanların seyirlerine bakıyor, seyrediyor. "Ay şu, şu kartı attı. Ötekisi şöyle yaptı..." Bu ne?.. Günaha bakıyor, günahla meşgul... Yahut kahvede oyun oynuyor vs. Ha, isterse o esnada elinde tesbih, dilinde zikir olsa bile, Allah'ı zikretmiyor demektir.

Binâen aleyh zikir, Allah'a itaat şartıyladır. Bunu da hiç unutmayalım! Televizyon seyrediyor, günahlı bir halde, günahlı bir yolda... O zaman zikretmiyor demektir. Artık misalleri siz beyninizden buluverin. O anda insanın yaptığı iş günahlıysa; elinde tesbih, dilinde kıpırtı olsa bile, zikretmiyor demektir. Çünkü o andaki hâli Allah'ın rızasına uygun değil.

Burda tabii iki seferde de bu zikir ayetlerinin gelmesi mânîdardır. Vaktimizi zikirle geçirelim, boş geçirmeyelim diye bir mânêvî işarettir hepimiz için. Çünkü burada yapılan ibadetlerin sevabı çoktur. Vakti boşuna geçirmemesi lâzım insanın, her yerde vazifesi ama, özellikle burada az bir zaman bulunacaksınız, misafirsiniz, gideceksiniz. Burada vaktin güzel geçmesi, zâyi edilmemesi, nefeslerin boşa harcanmaması daha önemli oluyor. Onun için burada zikre daha çok dikkat etme ihtiyacı var. Vakitlerinizi Allah'ın zikriyle meşgul olarak geçirmeye gayret edin!

Biliyorsunuz, ibadetlerin umûmî kaide olarak zahmeti çok oldukça sevabı çoğalır. İbadetlerin en çok sevap kazandıranı, en zahmetlisidir. Kural budur ama, belki zikrullahı bu kuralın dışında görebiliriz. İstisnâi bir meziyeti var zikrullahın. Zikrullah en kolay ibadet olduğu halde, en sevaplıdır. Hadis-i şeriflerde Peygamber Efendimiz buyuruyor:

"--En sevaplı meşguliyet, ibadet zikrullahtır."

Halbuki çok kolaydır. O kadar kolaydır ki hasta insan bile yapabilir. Felçli insan bile yapabilir. Şuuru yerindeyse, dudağı kıpırdayamıyor ama içinden Allah der. Adamcağız parmağını kıpırdatamıyor, o kadar dermansız, halsiz... Ama zikrullah yapabiliyor. O kadar kolaydır, o kadar hafiftri.

Sonra Cenâb-ı Hak kendi ismini, ism-i hâsı olan lâfza-i celâli öyle kolay telâffuz edilen harflerden teşkil buyurmuştur ki, "Allah" derken çok rahat bir söylenişi olan kelimedir. Onu diyemese bile insan, "Hû, hû, hû..." dese; nefesi bile zikirdir. Yâni hû da "O" demektir. Huvallah, yâni Allah düşünüldüğü zaman, nefesi dahi zikir demek oluyor. Nefes almak hayat alâmetidir.

Yâni zikir, bir nefes alımı kadar kolay bir ibadettir. Ama, sevabı bütün diğer ibadetlerin hepsinden daha fazladır. Bütün diğer ibadetler zikrullahla yapılırsa, zikrullahla birlikte olursa, sevabı çok olur. Zikrullahsız olursa, sevabı olmaz. Zikri çok yaparsa, cihadı en sevaplı cihad olur. Zikri çok yaparsa, orucu en sevaplı oruç olur... Zikrullah hem kendisi ibadetlerin en sevaplısıdır, hem de bütün ibadetleri en sevaplı hâle getiren mübarek bir iştir. Çok da kolaydır.

Bir de zikrullahın rütbesi, şerefi çok yüksektir. İki bakımdan çok yüksektir:

1. Sen Allah'ı zikrederken Allah da seni zikreder. Okunan ayet-i kerimede: (Fezkürûnî) "Madem ben size peygamber gönderdim, bu kadar nimetler ihsan ettim, siz benim zikredin o halde. (Ezkürküm) Ben de sizi zikrederim." buyruluyor. Allah kendisini zikredeni zikrediyor. Bu çok büyük rütbedir.

Biliyorsunuz Peygamber Efendmiz SAS'e Cebrâil AS gelmişti. Peygamber Efendimiz'in yanında, Ebû Bekr-i Sıddìk RA Efendimiz de vardı. Peygamber Efendimiz buyurdu ki:

"--Yâ Ebâ Bekr! Cebrâil geldi şimdi bana..." Tabii o görmüyor. "Cebrâil geldi. Allah sana selâm gönderdi, Allah'ın selâmını sana getirdi." deyince, Ebû Bekr-i Sıddîk ağlamaya başladı.

Dayanılır iş değil. Cenâb-ı Hak'tan Cebrâil vâsıtasıyla, Cebrâil'den Peygamber Efendimiz vasıtasıyla, bir insana selâm gelmesi ne devlet, ne saadet, ne nimet, ne şereftir! Ağladı.

Şimdi bir insan, Allah'ı zikrederse, yâni senin, benim gibi aciz, naciz kullar bile Allah'ı zikrederse, ne oluyor?.. (Fezkurûnî ezkürküm) "Siz beni zikredin, ben de sizi o zaman zikrederim." Allah zikrediyor kulunu. "Ey kulum sen beni zikir mi ediyorsun?" diye, o zaman kuluna kulum diyor. Allah'ın kulunu zikretmesi, devlete, nimete ermek demek. O bakımdan şereflidir.

2. Benim hatırladığım ikinci şerefi:

(Ene celîsü men zekeranî) buyrulmuştur. Allah zikredenle beraberdir, zikredenin yanındadır. Zikredenin sohbetdaşıdır, meclis arkadaşıdır, dostudur. O zaman o da tadına doyum olmaz bir müjde oluyor, çok büyük bir nimet oluyor.

Onun için zamanınızı boş geçirmeyin! Zikrullahtan diliniz fariğ olmasın, boş kalmasın! Gàfil olmayın, dilinizle, aklınızla, gönlünüzle Allah'a itaat yolundayken zikredin! Yanlış işler yapıyorken değil...

Bir adamı anlattılar; ismini ben biliyorum da söylemiyorum, öldü. Bebek gazinosunda, orda deniz kenarında, safalı yerde, gazinoda içki içiyorlarmış. Aynı masada bulunan bir şahıs var, o da bana yakınlık gösteriyor. Ben fakültede talebeyken anlattı. Ötekisi meşhur bir yazar-çizer takımından, alim diye tanınan bir kimse. İçki içiyorlarmış masada... "Kafayı bulunca fırladı, ayağa kalktı, 'Yâ Ali!' diye feryadı bastı." diyor.

Be adam içki masasında, yaptığın iş yamuk iken senin böyle "Yâ Ali, yâ Veli!.." demenin nesi yararı olur. Hatta Cenâb-ı Hak o zaman seni cezalandırır.

Onun için, günah yolunda olmadan Cenâb-ı Hakk'ı güzelce zikredin. Gafletle vakit geçirmemeye çalışalım hepimiz. Hepimize nasihat, başta kendi zâtım olmak üzere, nâciz şahsım olmak üzere. Çünkü, Allah-u Teàlâ Hazretleri emrediyor.

Prof.Dr.Mahmud Es'ad Coşan (Rh.a.) 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile