Anket
Son Eklenenler
| Zikrullah'ın Kıymeti |
|
Muaz RA'den, Ahmed ibn-i Hanbel'in kaydettiği, Taberânî'nin kaydettiği bir hadis-i şerifinde Efendimiz (s.a.v.) buyurmuş ki: RE. 376/8 (Mâ amile âdemiyyün amelen encâ lehû min azâbillâhi min zikrillâhi. Kàlû ve lel-cihâd fî sebîlillâh. Kàle ve lel-cihâdu illâ en tadribe biseyfike hattâ yenkatı' sümme tadribe hattâ yenkatı') Sadaka rasûlüllah fî mâ kàl ev kemâ kal. Efendimiz buyuruyor ki: (Mâ amile âdemiyyün amelen) "Âdemoğlu, Hz. Âdem'in neslinden gelen, yâni şu insanlar..." Tabii mü'minler kastoluyor. Çünkü iman olmadı mı amelinin de kıymeti sıfır oluyor. Yâni her şeyin başı, temeli, esâsı, kökü, başlangıcı iman. İman olmadıktan sonra hiçbir şeyin kıymeti kalmıyor. Her şeyi hebâen mensûrâ oluyor. "Âdemoğlu, (mâ amile) amel etmedi, işlemedi (amelen) bir iş... Âdemoğlu bir iş işlemedi, (encâ lehû) onu daha çok kurtarıcı, (min azâbillâhi) Allah'ın azabından onu daha çok kurtarıcı bir iş işlemedi, (min zikrillâh) Allah'ı zikretmekten. Allah'ın azabından onu daha iyi kurtaracak Allah'ı zikretmekten başka bir iş işlemedi." Yâni işlediği bütün güzel ameller; tamam güzeldir, ibarettir, hayırdır, sadakadır, pekàlâ, Allah kabul etsin ama, Allah'ın azabından en çok kurtarıcı olan iyi işi, ameli kulun nedir? Allah'ı zikretmektir. Mâ amile amelen encâ min zikrillâh demek, yâni aradakileri atlayarak söylersek. Allah'ın zikrinden daha tesirli, azaptan kurtarıcı iş yapmış değildir, yapamaz, yoktur Âdemoğlu için, demek. Yâni bir müslüman Allah'ın kahrına uğramak istemiyorsa, korkuyorsa ki hepimiz korkarız. Peygamber Efendimiz kendisi buyurmuş. Sonra vitir namazında okuduğumuz duâda geçiyor: (Nercû rahmeteke ve nahşâ azâbeke) "Rahmetini umuyoruz yâ rabbi, azâbından da korkuyoruz!"diyoruz. Mü'min zâten korku ile ümid arasında, bu iki duyguya da birden sahip olacak. Yâni kendisini çok emniyette hissedip, kasılıp da havalara girmeyecek; çok da ümitsizliğe düşüp mahv u perişan etmeyecek kendisini. Allah'ın rahmeti var, gelebilir. Allah'ın azabı var, o da gelebilir. Tabii azabından korktuğu için sorması lâzım, "Allah'ın kahrından, gazabından, azabına uğramaktan, şamarı yemekten, silleye muhatap olmaktan, mâruz olmaktan, hedef olmaktan nasıl kurtulurum?" diye herkesin kendi kendine sorması lâzım. Bir de bilen alimlere sorması lâzım: "--Hocam, Efendim! Ben Allah'ın sevgisini kazanmak istiyorum, kahrına uğramaktan da korkuyorum. Ne yaparsam kahrına uğramam? Neler yaparsam rahmetini kazanırım?.." Evet. Kahrından, gazabından en iyi kurtaracak çâre zikrullahtır. Rızasını, sevgisini kazanmaya en çok yarayacak ibadet zikrullahtır. Buyrun, Peygamber Efendimiz'in hadisi. Hem de Hanbelî mezhebinin imamı Ahmed ibn-i Hanbel --rahmetullàhi aleyh-- kitabına almış, Muaz RA rivayet etmiş bu hadis-i şerifi. İşte buyrun! Şimdi Türkiye'deki yarım hoca veya yarım münevver, yarım aydın, yarı aydın, kafasının, kalbinin yarısı aydın, yarısı karanlık... Kalbi tabii katı, gerçekleri göremiyor, manevî bakımdan basireti kör. Zikrullaha düşman. Dünyanın bazı yerlerinde var böyle insanlar. Tesbihe düşman, zikrullaha düşman... E niye düşman oluyorsun? Peygamber Efendimiz hadis-i şerifte methediyor. Kur'an-ı Kerim'de Allah emrediyor: (Üzkürullàhe zikren kesîrâ) (Ahzâb: 41) Yâni bu ayetler böyle... Hani derler ki: "Benim bu konuda benim kapı kanadı kadar senedim var" derler. Yâni birisi birisine bir söz sölediği zaman: "--Yapma, etme..." "--Niye yapmayacak mışım? Kapı kanadı kadar senedim var!" Yâni çok sağlam durumdayım. Hukukî yönden filân demek ister cevabı veren. "Şimdi bu kadar ayetler, bu kadar hadisler varken senin zikir düşmanlığın, zikreden insan düşmanlığın nerden çıkıyor kardeşim?!." diye birilerinin bunlara sorması lâzım. Neden? Çünkü adam bir de müslüman geçiniyor. Yâni şöyle "Ben de müslümanım." diyor, "Biz de müslümanız!" diyor. Kendisini çok aydın sanıyor. Karşısındakini cahil sanıyor. Yâni bütün zikredenleri cahil sanıyor. Halbuki kendisi cahil. Sanıyor ki müslümanlar dünyadan habersiz. Sanıyor ki müslümanlar ilimden, irfandan, fenden, sanattan habersiz. Sanıyor ki müslümanlar batıdan, doğudan habersiz. Batıdan da, doğudan da onlardan kat kat daha iyi haberdar. Oralarda geziyor, oraları tanıyor. Memleketi kurtarmaya çalışıyor. Kalkındırmaya çalışıyor, fedâkarca... Eline aldığı işi hepsinden kat kat daha güzel yapıyor!.. Beyefendi bir tutturmuş, kendisini aydın sanıyor, ileri sanıyor, ileride sanıyor, ilerici sanıyor, yâni ötekisini gerici sayıyor... Tamam "Gerici" dedi mi, bir o boyayı sürdü mü, adam allâme olsa, cihanın en faziletli insanı olsa artık kimse yüzüne bakmasın... Yâni Mevlâna bu devirde yaşasaydı, Yunus bu devirde yaşasaydı. Bu adamlar onları ne yaparlardı bilmem? Kıtır kıtır kesmek mi isterlerdi, taşlamak mı isterlerdi, hapse mi tıkmak isterlerdi? Ne olurdu bilmiyor. İşte hadis-i şerif, işte ayetler! Allah'ı zikredeceksin! Kaçmak yok. Yâni kaçıyor... Allah'ı zikredeceksin! Neden? Çünkü dilinle zikrederken aklına yerleşecek, aklına yerleşince gönlüne yerleşecek. Gönlüne yerleşince, Allah'tan korkan, yaptığı her işi doğru düzgün yapan insan olacaksın. Faziletli insan olacaksın, duygulu insan olacaksın. Hassas insan olacaksın. Zulümden kaçacaksın. Haramdan kaçacaksın!.. Adam haram yiyor, adam zulüm ediyor, adam başkasının sırtından geçiniyor... Ama ilericiliği, çağdaşlığı başkasına bırakmıyor. Sen gerilerin gerisindesin! Gerilerin tâ gerisindesin! İlk çağlardasın sen, taş devrindesin. Belki daha insanların en ibtidâî şekilde yaşadığı devirde bile böyle değildi durum. Yâni Allah'ı zikredeceksin, yaradanı bileceksin. Yaradanı bildin mi, yaradana kulluk ettin mi; insan evet Allah'a kul olur, yâni köle olur, kul olur ama âleme sultan olur. Allah'a güzel kulluk eden insanlar sultan olmuşlardır. Sultânül-evliyâ olmuşlardır, evliyâlar sultanı olmuşlardır. Kerâmetler göstermişlerdir. Fukaraya ötekilerin hepsinden daha fazla yardım etmişlerdir. Orduya herkesinden daha fazla yardım etmişlerdir. Müridlerini toplamışlar, cepheye gitmişlerdir. Zafer kazanmışlardır. Padişahları, devlet başkanlarını hayra sevketmişlerdir. Hayırlı işler yaptırmışlardır. Vezirlere bütün hayır müesseselerini onlar yaptırmışlardır. Asıl sebebi görmek lâzım. Asıl teşvikçiyi, asıl yönlendiriciyi görmek lâzım. Bütün o hayır kapılarını kapat. Ondan sonra memleketin ileri gideceğini düşün. Olmaz! Yâni bunu bir Yunanlı bile biliyor. Bir Sırp bile biliyor, dinine sarılıyor. Bir Avrupalı çok iyi biliyor. Bir Amerikalı çok daha iyi biliyor. Çok daha iyi bildiği için, meselâ burda bugün yine geziyoruz, arkadaşla bir yere gidiyorduk. Arazilerin köşe başları, en güzel yerleri mahallelerde kiliselere ayrılmış. Kiliseler de geniş alanlara güzel, en yeni binaları yapmışlar. Devlet teşviki. Kesinlikle devletin siyasetinde kiliseyi desteklemek, dinî eğitimi desteklemek olduğu için her yerde kolaylık gösterilmiş. Bizde aksi yapılıyor. Pekiyi bir insan nasıl ahlâklı olacak? Nasıl terbiyeli olacak? Nasıl dürüst olacak? Nasıl faziletli olacak? Nasıl sabırlı olacak?.. Bunun kaynağı ne? Çarşıdan alınmaz. teraziyle, metreyle ölçülüp, alınan, satılan bir şey değil. Bu eğitim. Bu eğitim de vicdan eğitimi. Okuldaki eğitim olmuyor! Okuldaki eğitim eğitciyi bile kurtarmıyor. Eğitilen değil, eğitici bile kurtulmuyor eğer manevî eğitim görmemişse. O bakımdan hizaya gelmesi lâzım. Yâni kendisini bir şey biliyor sananlar kendilerinden çok daha yüksek insanlar olduğunu bilmesi lâzım. Kendilerinin dünyayı tanımadıklarını, ahireti hiç tanımadıklarını itiraf etmeleri lâzım. Cahilliklerini anlamaları lâzım. Bakın burda Allah-u Teàlâ Hazretleri'ni zikretmenin en önemli şey olduğunu söylüyor Peygamber Efendimiz. Allah'ın kahrından kurtulmanın yolu. --Allah'a inanıyor musun? Bir çok kimse "inanıyorum" der. Yâni çıkıp da karşıya, böyle kapkara, kıpkızıl şekilde "İnanmıyorum" diyen insan da var mıdır? Belki vardır ama çok nâdirdir. Ben nice dinsizler bilirim, hayat hikâyelerini biliyorum. Nice feylozoflar biliyorum batılılardan Niche gibi, böyle bütün ömrünce "Yok!" diye inat ederek, inkâr ederek Allah'ın varlığını reddederek yaşamış. Ama sonunda, ahir ömründe ne yapmış? Ya itiraf etmiş. Ya da oynatmış, çıldırmış, delirmiş, intihar etmiş... Yâni başka yolu yok. Çünkü bu kâinat mâdem bu kadar güzellikle, mükemmellikte var. O halde bu güzelliği yaratan, bu mükemmelliği düzenleyen bir âlemlerin Rabbi var. Kesin! Yâni çok açık bir gerçek. Batılı da böyle diyor, Fransız, Alman, İngiliz, Amerikalı... Doğulu da böyle diyor, Japon vs... Bir bizim memleketteki kendisini münevver sanan, aydın sanan ama aydın değil, ama dünyadan haberdar değil, medeniyetten haberdar değil, nezâketten haberdar değil. İnkâr ediyor. Ona sorsan, gazetelerine bakıyorsun. Yâni hayret ediyorsum, tüylerin diken diken oluyor. "Dört milyon insanı kesersen memleket düzelir." Kesmekle hiç birşey düzelmez. Dört milyonun herbirinin ailesinde beş kişi varsa yirmi milyon düşman elde edersin. Hem de intikam ateşiyle yanan insanlar çıkar ortaya. Dört milyon kesince kendi kafalarına göre dünya düzelecek. Rusya öyle yaptı da, kesti de ne oldu? Yıkıldı çünkü öyle gitmez! Nasıl gider? Hürriyetle, ahlâkla, edeple, faziletle, fedâkârlıkla, dürüstlükle, çalışmakla gider ileriye milletler. Lâfla olmuyor. Lâfla peynir gemisi yürümüyor. Palavrayla olmuyor. İşte bunu bilmiyorlar. Biz onların felsefelerini biliyoruz. Onların inançsızlıklarını, onların inançsızlıklarını öğrendikleri filozofları biliyoruz. Ama onların bilmediği başka şeyleri de biliyoruz. Cahilliklerini anlamaları lâzım. "Allah'ı zikretmek, Allah'ın azabından en çok kurtarıcı... Bundan daha kurtarıcı bir şey yok. Daha başka bir güzel ibadet yok." deyince -- tabii sahabe-i kiram merakla, aşk ile, şevk ile Peygamber Efendimiz'i dinliyorlar, her sözüne, her kelimesine önem veriyorlar -- (Kàlû) dediler ki: (Ve lel-cihâdü fî sebîlillâh) "Allah yolunda cihad etmekten de mi bu zikrullah daha üstün?" Tabii bu soruları ne kadar haklı. Çünkü Kur'an-ı Kerim'de Allah yolunda cihad edenlerin ölürlerse şehid olduklarını, Allah'ın çok büyük ikramlarına erdiklerini okuyorlar. Ayetler var tamam. Haklı olarak sordular. Yâni bu zikrullah cihaddan da mı üstün? Çünkü cihadda malını ve canını veriyor. Nihayet şehid oluyor. Hayatı gidiyor elden. İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciùn. --Allah bizi o şehidlerin şefaatlerine erdirsin-- Tabii cihadın sonunda ölürse şehid oluyor, kalırsa gàzi oluyor. "Cihaddan da mı üstün? Yâni Allah yolunda cihad etmekten de mi üstün zikrullah?" deyince Peygamber Efendimiz: (Kàle velel-cihâdü) "Evet cihaddan da üstün. Cihad bile değil zikrullaha denk olabilecek şey." Cihaddan da üstün. Çünkü muhterem izleyiciler ve dinleyiciler! Eğer cihadı, savaşı, inançsız insanlar yaparsa savaşın da bir feyizi, bereketi, hayrı, neticesi olmaz. O zaman işte tarihteki meşhur istilâlar, meşhur katliamlar, meşhur saldırılar, meşhur harpler olur. Tarihte biliyoruz. Yâni insan tarih boyunca kan dökmüş, birbirlerine saldırmış, yakmışlar yıkmışlar. Bir yerden başlamışlar yıkmaya. Şehirleri yıka yıka kıtalar geçmişler, ülkeler geçmişler... Böyle olur. Yâni Allah sevgisi, Allah aşkı, sorumluluk duygusu, zikrullah, Allah'ı anmak, düşünmek olmayıca cihadın da kuru kuruya kıymeti yok. Cihadı kıymetlendiren zikrullahla uyanmış gönüllere sahip gàzilerin, mücahidlerin olmasıdır cihadın içinde. Cihadın Allah rızası için olmasıdır. Yâni Allah'ı zikrede ede, Allah düşüncesiyle olmasıdır sonuç itibariyle. "Evet" dedi, "Cihad da (illâ) ancak (en tadribe biseyfike hattâ yenkatıa) kılıcını vuruşa, vuruşa kılıcın kırılıncaya kadar çarpışman, (sümme tadribe hattâ yenkatıa) sonra bir başka kılıp alıp gene vuruşa vuruşa onun da kırılması" diyor. Böyle dedi. Yâni böyle yapacak. Ondan sonra kılıcı kırılınca ne olur bir insanın? Ne olur? Düşmanlar saldırırlar. İki kılıcı kırdı, yoruldu. Nihayet on tane yirmi tane düşman öldürse bile işte başına üşüşürler, şehid olur. Şehid olunca tabii o zaman zikrullah gibi güzel bir iş olmuş oluyor. Yoksa sırf savaşa girip çıkmak yetmiyor. Çünkü savaşın da günahları var. Savaşın Allah rızası için olmaması var, ganimet arzusuyla olursa kıymeti yok, savaşta savaşmayan masumlara, çocuklara, kadınlara kötülük yapılırsa kıymeti kalmıyor, ganimet malı saklanırsa, çalınırsa kıymeti kalmıyor... Yâni onların hepsi birer günah oluyor. Savaşmış olan insanın ecrini götürebiliyor. O bakımdan savaş meselesi şartlı. Ancak makbul bir şekilde çarpışır ve makbul bir şekilde şehid olursa o zaman kurtulmuş oluyor. Ama öteki türlü zikrullah çok kıymetli. Şimdi tabii "İslâmcı yazarım," diyen veyahut "Ben falanca yerde hocayım, profesörüm," diyen veyahut "Ben falanca gazetede yazarım, çizerim..." diyen insanlar çıkıyor; işte gazetelerde, televizyonlarda da gördük. İki üç sene önce Ramazanımız zehir oldu. Zikreden insanların saçlarını başlarını sağa sola çevirmeleri, sallamaları, o sahneler korkunç sahneler olarak sunuldu. "İşte tarikatlar, zikirler böyle kötüdür" demeye getirildi Arkasından işte falanca kimseyle filâncanın bir dairede basılması vs. filân... İyi ama öyle bir olayla tüm bir zümre, hepsi kötülenir mi? Yâni Mevlâna da mı kötü, Yunus da mı kötü, Hacı Bayram da mı kötü? Ne bileyim, mübarek insanlar, Abdulkàdir-i Geylânî Hazretleri mi, Ahmed-i Yesevî Hazretleri mi kötü veyahut Bahâeddin-i Nakşibend Efendimiz mi kötü?.. Yâni ne olur? İyileri var ama işte onların yolunda gitmeyip de sağ gösterip, sol vuranlar, iyi görünüp de kötü kötü olanlar deseler de ayırsalar ya! Peygamber Efendimiz SAS şairlerine demiş ki: "Bu müşrikler müslümanlara şiir yazıyorlar, hakaretler ediyorlar. Siz de bunlara cevap verin." Peygamber Efendimiz'in aleyhine şiirler düzenliyorlar. Onlara cevap verilmesi lâzım. Tabii cevap verirken, "Sen şöyle kötü oğlu kötüsün..." filân dese o aleyhte şiir yazan, hicv yapan, yazan müşrik şairlerin bir kısmı müslümanların akrabası filân olabiliyor. Hz. Ebû Bekr-i Sıddìk demiş ki: "Yâ Rasûlallah, ben, tereyağıdan kıl çeker gibi ayırırım. Yâni müslümanların nesl-i pâkine dokundurmam, siz zât-ı âlinize dokundurmam," diye söylemiş. Yâni iyiyi kötüyü ayırıp haklıya hakkını vermek lâzım, haksızı ortaya çıkarmak lâzım. Allah'ı zikretmek bir kere kulluk borcudur. Allah bu kadar nimet veriyor. Yâni biz neyiz? Allah'ın nimetlerinin toplanmasından meydana gelmiş bir varlığız biz. Allah'ın nimetlerinin bileşkesidir bizim varlığımız. Yaşıyoruz çünkü. Milyarlarca hücreden biraraya gelmişiz. Nice nice uzuvlar çalışıyor. Sıhhatli yaşamamız için sayısız lütuflar birarada çalışıyor da ondan sonra biz sağlıklı yaşıyoruz. Bir kere bunlara teşekkür borcumuz var. Her nimete teşekkür borcumuz olduğuna göre biz sabahtan akşama kadar "Çok şükür yâ rabbi, teşekkür yâ rabbi!" desek yine bitiremeyiz. Yâni her nimetin karşısına teşekkürü koymayı bile beceremeyiz. Millet tabii zikrullahı çok buluyor. "Aaaa!" diyor, "Böyle şey olur mu?" Peygamber Efendimiz söylemiş: "Günde yüz defa estağfurullah de, yüz defa lâ ilâhe illallah de, bin defa Allah de, yüz defâ salâvât-ı şerife getir. Subhânallahi ve bihamdihi, subhanallàhil-azîm ve bihamdihî estağfirullah de. Hasbünallah ve ni'mel-vekîl de. Allàhu Ekber de. Subhânallah de. Lâ ilâhe illallah de..." Ne var yâni?!. Bunların mânâsını bilerek söyledi mi ne kadar güzel oluyor! Prof.Dr.Mahmud Es'ad Coşan (Rh.a.)
|

.png)


