Ülke :
Bölge :

Anket

Sitemizi ve Konularını Nasıl Buluyorsunuz?
 

Site Seçenekleri

Zikir Nedir

Zikrin lûgat mânâsı: Anmak, hatırlamak, unutmamaktır. Nisyânın zıddıdır.

Istılahta zikir: Allah Teâlâ Hazretlerini anmak ve hatırlamak, O'nu unutmamak ve gaflet hâlinde olmamak; "Allah" (c.c) kelimesini veya "Lâ ilâhe illallah" cümlesini söylemek ve tekrarlamaktır. Zikredene zâkir, zikredilene de (Allah Teâlâ Hazretlerine) mezkûr denilmektedir.

Zikrin en geniş mânâsı; Allah Teâlâ'yı hatırlayıp O'na itaattır. Hakîki ve gerçek zikir, zikir esnâsında "Mezkûr"dan başkasını unutmaktır. Burada önemine binâen bir husûsu tasrih etmekte fayda vardır. Zikirden murad, yalnız "Lâ ilâhe illallah" cümlesi değildir.

Kur'ân baştan sona zikirdir. Namaz zikirdir. Dînî ilimleri tahsil zikirdir. İçinde bir tek Allah (c.c) kelâmı bulunmayan, ne âyet ne hadis, ne Allah (c.c) ne de Resûlullah (a.s.v) sözü bulunmayan bir sayfa dahi olsa, Allah rızası için tahsil edilen bütün ilimler zikirdir. İlimden bir mes'ele öğrenmek, tatbik etmek ve öğretmek son derece önemlidir. İlim en büyük mânevî kuvvettir. Hadis vardır, şöyle buyrulur:

"Kuvvetli mü'min, zayıf mü'minden daha hayırlıdır ve Allâh'a daha sevgilidir."

Bu kuvvet fizîkî değildir. Belki o da vardır mânâ içinde ama aslolan "îman kuvvetidir." İmânın kuvveti de mücerred okumakla elde edilemez. Öğrendiğini tatbik gerekiyor, yaşama geçirmek lâzım. Sonra da tâlibine öğretmek! İşte bu engin mânâlar hep zikirdir, zikrullahtır. Tefekküre değer.

İmânın kuvvetli olması için, Resûlullah (a.s.v) Efendimiz'in bir başka hadisini hatırlayalım buyuruyor Prof. Dr. M. Es'ad Coşan (r.a) Hazretleri.

"İman da elbise gibi insanın içinde eskir, feri sönen bir kandil gibi ışığı azalır. İmânınızı 'Lâ ilâhe illallah' sözü ile kuvvetlendirin."

Zikrullah insanın îmânını kuvvetlendiriyor, insanı koruyor. İmânı koruyan, insanın sağlam müslüman kalmasını temin eden çok kıymetli bir koruyucu, destek ve kaynak oluyor zikrullah. Mü'min ancak zikrullah sâyesinde huzur bulur. Zikre devam eden kimselerin kalbinde dünyaya karşı duyulan rağbet zayıflar ve yerini Allah (c.c) sevgisine terekeder. Mü'min, Rabb'ini her an zikrederse gönlünde bir ferahlık, kalbinde bir itmi'nan hüküm sürer. Sâlikin seyr-ü sülûku zikir sâyesinde gerçekleşir. İnsanın yaratılış gayesi olan kesb-i kemâl ve seyr-i cemâle zikir yolu ile ulaşılır.

Zikrullah, sâlike velîlik pâyesinin verilmesine, vuslat alâmetini ve irâdesini meydana getiren, ibtida ve intihâsının sıhhat ve safâsına işarettir. Bütün iyi huyların mebdei ve menşei zikrullahtır. Hakk'a vuslat yollarının en kavî ve metîni zikrullah yoludur. Binâenaleyh, hiç bir kimse yoktur ki, zikrullahsız Hakk'a vâsıl olmuş olsun. Hakk'a vuslat ancak ve ancak zikrullah iledir.

İbn Kayyum el Cevzî (k.s) şöyle buyuruyor: "Hiç şüphe yoktur ki, eşyanın kirlenip paslandığını herkes bilir. Bunlar erbâbı tarafından nasıl temizlenip parlatılıyorsa, kalplerin cilâsı da ancak, usûlü dâiresinde ve edebine riâyetle yapılan zikrullah iledir. Bu cilâ sâyesinde, kalp gâyet parlak bir ayna gibi olur. Kalbin kirlenmesi, zikrullahtan gaflet ve nisyan neticesinde görülür ve ancak zikrullah ile cilâlanıp parlatılır.

Bir de günahlar sebebiyle kirlenmesi vardır. Bu durumda günahların kirini tevbe ve istiğfar ile temizlemek lâzımdır. O hâlde kalbin cilası iki şey ile mümkün oluyor. Biri tevbe ve istiğfar, biri de zikrullah. Gaflet ve günahlar üst üste birikince kir ve pas da kesâfet peydâ eder, temizlenip cilâlanması da güçleşir. Kalp bu kir içinde iken artık Hak ve hakîkati göremez, bâtıla hak; hakka da bâtıl der!

Kalbin kararması sebebiyle gönülde hak ve hakîkat kalmaz, dolayısıyla hakkı kabul edemez, bâtılı da reddedemez. Böylece felâket çukurlarında helâk olur gider. Bunun asıl sebebi, kalbin gafleti ve nefsin arzularına ittibâdır. Bu hâl ise kalbin nûrunu söndürür, gözlerin, gönül gözlerinin, basîretin körlüğüne sebep olur. Baş gözünün görmesi bu durumda fayda vermez. Onun için Allah Teâlâ Kur'ân'ı Kerîm'inde, "Kalbleri benim zikrimden gâfil olanlara ve nefs-i hevâlarına uyanlara sakın uymayınız" diye, pek çok âyette bizleri îkâz etmektedir.

Fahreddin Râzî (r.a) şöyle buyuruyor bu mevzûda: "İnsanların cehenneme girmelerinin birinci sebebi, Allah Teâlâ'nın zikrinden gafil olmalarıdır. Şüphesiz, onları cehennem azâbından kurtaracak şey de zikrullahdır. Zîrâ kalp zikrullahdan gâfil olup da dünyaya daldığı zaman, kendilerine hırs kapıları açılır. Artık dünyanın peşinde koşarak, gafletten gaflete, zulmetten zulmete dûçâr olurlar. Kazandıkları da hiç bir şeye yaramaz, onu hayırlara da sarf edemezler. Sarf etseler bile o hayrılardan menfaat hâsıl olmaz. Aksine zarar ve zulmet meydana gelir. Ne zaman ki, gönüllerin kapısı açılıp zikrullah başlarsa, marifetullah hâsıl olur, helâk ve hüsrandan kurtulurlar. İşte o zaman mülkün gerçek sahibi olan Allah Teâlâ'yı idrâk ederler ve selâmete ulaşırlar."

Atâullah İskenderî (k.s), zikri şöyle târif ediyor: "Zikrullah, kalbin huzurda ve dâima Hakk ile olmak sûretiyle, mü'min-i muvahhidi gaflet ve nisyandan koruyup kurtaran bir nîmettir. Cenâb-ı Hakk'ın Esmâ-i Hüsnâsını veya bunlardan birini, kalbi ve dili ile çok çok tekrarlamasıdır ki, bu sûretle devam netîcesi zikrullah, bütün vücûda ve âzâlara sirâyet eder. Elektrik neşreden cihazlar gibi, gerek sahibini, gerekse etrafındakileri nûra gark eder."

Ahmed Zevrek Hazretleri zikrullâhın özellikleri mevzûunda der ki: "Her eşyanın kendine has özelliği vardır. Mesela gülde koku özelliği, biberde acılık, üzümde tatlılık, karda soğukluk, ateşte sıcaklık ve yakıcılık, mıknatısta ise kendine çekme gibi ki, bunlara benzer sayısız özellikler vardır. Binâenaleyh insanın cehennemden halâsı da hassa-i zikrullahdadır." "Tatmayan bilmez" derler herhâlde bundan olsa gerektir.

Eşyadaki özellikleri inkâr nasıl mümkün değilse, Esmâ-i Hüsnâ'daki tesirleri inkâr da mümkün değildir. İnsanların dahi birbirlerine karşı söyledikleri iyi veya kötü sözler, insan üzerinde tesirini derhâl gösterir de hiç Hâlık-ı Zül Celâl'in kelâmının tesiri olmaz olur mu? Mutlaka müsbet mânâda tesiri olur.

İmam Gazzali (k.s) ise şöyle buyurur: Efdal-i âmâl zikrullahtır. Fakat bunun cevizin kabuğu gibi kabukları vardır. Zikrin hakîkatine erişmek için dört mertebe vardır. Önce dilin zikridir ki, efdal olan budur. Çünkü zikrin hakîkatine buradan gidilir. İkincisi, kalbin dil ile olan zikre muvâfakatidir. Bu muvâfakat olmazsa, zâkir fikir deryâlarında perişan olur gider. Üçüncüsü, zikrin kalbde karar kılıp, onu istîla etmesidir. Zikir artık onun tabii hâlidir ve hiç bir türlü zâkiri zikirden ayırmak mümkün olmaz. Dördüncüsü de, Mezkûr olan Zât-ı Ecellî A'lâ'nın kalbde tecelliye devâmıdır ki, gayb hâline "fenâ fillah" denir. Zâkirin bu halde iken zikre dönmesini hicab addetmişlerdir.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile